- Katılım
- 29 Mayıs 2024
- Mesajlar
- 391
- Beğeni
- 1,416
- Puanları
- 93
Merhaba,
Kaloforniya Araştırma Merkezi 2019 yılında bir deney yapıyor.
İnsan beyninin, dünyanın manyetik alanına olan duyarlılığı ile ilgili. Jeofizikci, Nörobilimci v.b. uzmanlar işin içindeymiş.
Çalışma sonuçları, 18 Mart 2019 da eNeuro dergisinde yayınlanmış.
Yöntem: 34 katılımcı, manyetik olarak izole edilmiş bir Faraday kafesi içinde EEG ile izlendi. Yapay olarak oluşturulan manyetik alan, tıpkı gerçek hayatta baş çevirdiğimizde olduğu gibi döndürülmüş.
EEG : Beyin hücrelerinin ürettiği elektriksel aktiviteyi ölçen bir alet.
Faraday Kafesi: İçindeki kişi/nesneleri, dış elektrostatik ve elektromanyetik alanlardan koruyan, iletken boşluklu bir yapı.
Yani hem iyi korumuşlar hem temiz ölçmüşler...
Araştırmanın en kritik bulgusu, manyetik alan değişiminin beyinde fark edilebilir bir tepki yaratmasıymış.
Alfa dalgaları: Manyetik alan belirli bir yönde (saat yönünün tersine) döndürüldüğünde, katılımcıların beyin dalgalarından alfa dalgalarının genliğinde düşüş gözlemlendi. Bu düşüş (alfa-ERD), beynin görme veya dokunma gibi bir duyusal girdiyi işlemeye başladığının tipik bir göstergesidir.
Coğrafi özgüllük: Tepkiler yalnızca, deneyin yapıldığı Kuzey Yarımküre'nin manyetik alan özellikleri (alanın aşağıya doğru eğimli olması) taklit edildiğinde ortaya çıktı. Alan yukarıya doğru eğimli (güney yarım küre)olarak değiştirildiğinde veya saat yönünde döndürüldüğünde beyin tepkisi gözlenmedi .
Araştırmacılar bu yeteneğin kaynağına dair iki ana hipotez öne sürüyor:
1. Manyetit (Demir Kristali) Teorisi: İnsan beyninde, özellikle beyin sapı ve beyincikte bulunan manyetit (demir oksit) kristallerinin, minik pusulalar gibi manyetik alana göre hareket ederek sinir hücrelerini uyarabileceği düşünülüyor. Deneyde tepkinin sadece alanın yönüne bağlı olması (polariteye değil), bu teoriyi güçlendirmektedir.
2. Kriptokrom Teorisi: Gözde bulunan ve ışığa duyarlı bir protein olan kriptokromun da manyetik alandan etkilenebileceği öne sürülüyor. Ancak bu mekanizma manyetik alanın yönünden çok yoğunluğuna duyarlıdır .
Özetle, bu Caltech araştırması, insan beyninin Dünya'nın manyetik alanını bilinçaltında algılayabildiğine dair en güçlü nörolojik kanıtlardan birini sunuyor. Ancak bu "manyetik duyarlılığın" günlük hayatımızda bir işlevi olup olmadığı ve kesin mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.
Deniyor...
Bu yeni tarihte yapılmış olan bilimsel araştırmanın sonuçlarını okuduğumda hiçbirine şaşırmadım. Aksine eksiklikleri olduğunu gördüm. Ve kendi yaptığım araştırmalarım ve elde ettiğim bulguların "benim için bir teyit" olması gerçekten mutlu etti.
Çünkü çalışmalarım ile bire bir örtüştü.
Kuşların gagasında, dünyanın manyetik alanını algılayan hücreler bulunur. Bunlar manyetometre gibi çalışır ve beyne iletilir. Göç yollarında birer navigasyon haritası gibidirler.
Eski insanlar bir ev yaptıklarında, içeriye bir kedi kapatır. Kedi hangi odada uyursa, o odayı yatak odası yaparlardı. Yani kedilerin manyetik sensörlerine güvenirlerdi. Çünkü kediler, enerjinin en verimli kullanılabilecek yerini tespit ederlerdi.
Halâ da öyleler. Onlar manyetik sensörlerinden çok az şey kaybettiler.
Ancak insanoğlu, beton duvarlar arasında yaşamaya başlayarak neredeyse tüm manyetik algilayicilarini körleştirdi. Doğa ile olan bağını kopardı ve onarmadı.
Bunların hepsi quantum fiziği ile ilgili. Bilim ile ilgili. Bilimsellik ve nedensellik süreçleri ile ilgili.
Bahsettiğim araştırma yazılarında, benim için önemli kelimeleri siyaha boyadım.
Özet kısmında, günlük hayatımızda yeri olup olmadığı aydinlatilamamistir deniyor.
Gülüyorum tabiki.
Bir gün benimle araziye gelmiş olsalar, insan vücudundaki diğer manyetik sensörleride çıplak gözle görebilirlerdi. Çubukçular onlar için hayatta bulamayacaklari birer fırsat ama farkında değiller. Çünkü bir çubukçu bir şey anlatmaya çalışıyorsa, bin tanesi suistimal ediyor. Onlarda haklılar.
Doğa ile irtibatınızı koparmayin. Sensörlerinizi keşfedin ve tanımaya çalışın. Dünya’nın manyetik alanı çubukçuların marş motorudur. Onun çalışma mantığı ve karakteristik özelliklerini sınayın.
Rast gelsin..
Kaloforniya Araştırma Merkezi 2019 yılında bir deney yapıyor.
İnsan beyninin, dünyanın manyetik alanına olan duyarlılığı ile ilgili. Jeofizikci, Nörobilimci v.b. uzmanlar işin içindeymiş.
Çalışma sonuçları, 18 Mart 2019 da eNeuro dergisinde yayınlanmış.
Yöntem: 34 katılımcı, manyetik olarak izole edilmiş bir Faraday kafesi içinde EEG ile izlendi. Yapay olarak oluşturulan manyetik alan, tıpkı gerçek hayatta baş çevirdiğimizde olduğu gibi döndürülmüş.
EEG : Beyin hücrelerinin ürettiği elektriksel aktiviteyi ölçen bir alet.
Faraday Kafesi: İçindeki kişi/nesneleri, dış elektrostatik ve elektromanyetik alanlardan koruyan, iletken boşluklu bir yapı.
Yani hem iyi korumuşlar hem temiz ölçmüşler...
Araştırmanın en kritik bulgusu, manyetik alan değişiminin beyinde fark edilebilir bir tepki yaratmasıymış.
Alfa dalgaları: Manyetik alan belirli bir yönde (saat yönünün tersine) döndürüldüğünde, katılımcıların beyin dalgalarından alfa dalgalarının genliğinde düşüş gözlemlendi. Bu düşüş (alfa-ERD), beynin görme veya dokunma gibi bir duyusal girdiyi işlemeye başladığının tipik bir göstergesidir.
Coğrafi özgüllük: Tepkiler yalnızca, deneyin yapıldığı Kuzey Yarımküre'nin manyetik alan özellikleri (alanın aşağıya doğru eğimli olması) taklit edildiğinde ortaya çıktı. Alan yukarıya doğru eğimli (güney yarım küre)olarak değiştirildiğinde veya saat yönünde döndürüldüğünde beyin tepkisi gözlenmedi .
Araştırmacılar bu yeteneğin kaynağına dair iki ana hipotez öne sürüyor:
1. Manyetit (Demir Kristali) Teorisi: İnsan beyninde, özellikle beyin sapı ve beyincikte bulunan manyetit (demir oksit) kristallerinin, minik pusulalar gibi manyetik alana göre hareket ederek sinir hücrelerini uyarabileceği düşünülüyor. Deneyde tepkinin sadece alanın yönüne bağlı olması (polariteye değil), bu teoriyi güçlendirmektedir.
2. Kriptokrom Teorisi: Gözde bulunan ve ışığa duyarlı bir protein olan kriptokromun da manyetik alandan etkilenebileceği öne sürülüyor. Ancak bu mekanizma manyetik alanın yönünden çok yoğunluğuna duyarlıdır .
Özetle, bu Caltech araştırması, insan beyninin Dünya'nın manyetik alanını bilinçaltında algılayabildiğine dair en güçlü nörolojik kanıtlardan birini sunuyor. Ancak bu "manyetik duyarlılığın" günlük hayatımızda bir işlevi olup olmadığı ve kesin mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamıştır.
Deniyor...
Bu yeni tarihte yapılmış olan bilimsel araştırmanın sonuçlarını okuduğumda hiçbirine şaşırmadım. Aksine eksiklikleri olduğunu gördüm. Ve kendi yaptığım araştırmalarım ve elde ettiğim bulguların "benim için bir teyit" olması gerçekten mutlu etti.
Çünkü çalışmalarım ile bire bir örtüştü.
Kuşların gagasında, dünyanın manyetik alanını algılayan hücreler bulunur. Bunlar manyetometre gibi çalışır ve beyne iletilir. Göç yollarında birer navigasyon haritası gibidirler.
Eski insanlar bir ev yaptıklarında, içeriye bir kedi kapatır. Kedi hangi odada uyursa, o odayı yatak odası yaparlardı. Yani kedilerin manyetik sensörlerine güvenirlerdi. Çünkü kediler, enerjinin en verimli kullanılabilecek yerini tespit ederlerdi.
Halâ da öyleler. Onlar manyetik sensörlerinden çok az şey kaybettiler.
Ancak insanoğlu, beton duvarlar arasında yaşamaya başlayarak neredeyse tüm manyetik algilayicilarini körleştirdi. Doğa ile olan bağını kopardı ve onarmadı.
Bunların hepsi quantum fiziği ile ilgili. Bilim ile ilgili. Bilimsellik ve nedensellik süreçleri ile ilgili.
Bahsettiğim araştırma yazılarında, benim için önemli kelimeleri siyaha boyadım.
Özet kısmında, günlük hayatımızda yeri olup olmadığı aydinlatilamamistir deniyor.
Gülüyorum tabiki.
Bir gün benimle araziye gelmiş olsalar, insan vücudundaki diğer manyetik sensörleride çıplak gözle görebilirlerdi. Çubukçular onlar için hayatta bulamayacaklari birer fırsat ama farkında değiller. Çünkü bir çubukçu bir şey anlatmaya çalışıyorsa, bin tanesi suistimal ediyor. Onlarda haklılar.
Doğa ile irtibatınızı koparmayin. Sensörlerinizi keşfedin ve tanımaya çalışın. Dünya’nın manyetik alanı çubukçuların marş motorudur. Onun çalışma mantığı ve karakteristik özelliklerini sınayın.
Rast gelsin..
